Neden Erteliyor Olabiliriz?

1/29/20262 min read

Günler önce kurumuş, kaldırılmamış çamaşırlar, son dakikaya bırakılmış ödevler, yapılacak iş dışında her şeyi yapmaya yönelik yoğun istek, ‘’şunu yapayım, başlayacağım’’ diye kendine verilen, tutulmayan sözler. Utanç ve suçluluğun altında ezildikçe harekete geçmenin giderek zorlaşması... Erteleme, ufak işleri bile bir işkenceye dönüştürebilen, içinden çıkılması zor bir örüntü. Her zorluğun olduğu gibi ertelemenin de kişiye özgü sınırsız anlamı olabilir, ama olası birkaç anlam üzerine düşünelim.

Mükemmeliyetçilik

Çoğu zaman işe başlamak demek, o işin kusursuz olması hayalinden vazgeçmek demektir. Üstelik yapılan iş, kişinin içine sinene kadar yapılması, bozulması, eksiklerin bulunması ve düzeltilmesi gerekir. Hem üretimde hem de öğrenmede, yeni bağlantıların kurulabilmesi ve yapılan işin potansiyeline ulaşabilmesi için öğrenen/yaratan kişinin eksikleriyle de yüzleşebilmesi gerekir. Spor salonunda geçirilen ilk günden sonra her zaman güçsüz, zayıf ve yorgun hissedilecektir. Zihnimizde oluşan bir düşünce ya da deneyimi yazıya dökmeye çalıştığımız ilk seferde var olan kelimelerimiz yetersiz gelecektir. Zor bir metni ilk kez okurken zihinsel yetilerimizin limitliliğiyle karşılaşacağızdır. Gelişim, ancak kendi eksiğimize bakmak için tekrar tekrar o işin başına döndüğümüzde mümkün olabilir. Diğer yandan eksikliğe atfedilen anlam, kendine yüklenen değerle aynı satıra yazılmışsa, kişi o işe hiç başlamayarak, bir proje olarak kalacak olsa da mükemmeli canlı tutmak isteyecektir. Eksikliği kabul edemeyen kişi, sancılı olacağını, kendisine yetersiz hissettireceğini bildiği işe başlamayarak kendi ‘’tam’’lığını muhafaza eder.

Ayrılma

Bir işi başarmak/tamamlamak demek bazen bir defteri kapatmak, yeni bir aşamaya geçmek demek olabilir. Çalıştığı işte yönetici pozisyonuna terfisini bekleyen birini düşünelim. Bu kişi, güncel performansının olası terfi için ne denli önemli olduğunu hissetmesine rağmen yapılacakları erteleyerek kendini zora soktuğunu hissediyor olabilir. Böyle bir durumda terfi arzusunun aynı zamanda bir korkuya denk düştüğünü düşünebiliriz. Bir taraftan başarı hissini, yöneticilik rolünü arzulayıp diğer taraftan rehberlik edilen, yönlendirilen olma rolünü geride bırakmaya dair bir kaygı yaşanıyor olabilir. Üstelik gelişime yönelik atılan her adım, belirsizliğe atılan bir adımdır da. Yine bir mezuniyet, verilen emeğin karşılığını almak demek olduğu kadar birçok senaryoda öğrenciliği/çocukluğu geride bırakarak yetişkin rolüne adım armak demektir. İleri atılan her adımla birlikte ''hazır mıyım?'' sorusu da gelir. Erteleme, bulunulan yere, konuma veda etmeyi askıya alır.

Kontrol Çabası

Gereklilikler, otoriteyle ilişkilenme biçimimizi düşündürür. Bir gerekliliği erteleme, cezalandırıcı, eleştirel, otoriter bir büyüğe yönelik sessiz bir başkaldırı anlamı taşıyabilir. Bu anlamda erteleme, dışarıdan sorumsuzluk gibi gözüküyor olsa da katı bir üstbenlik işlevini akla getirir. Bazen kişi için gereklilikleri kendisine hatırlatan ses, kişinin iradesini elinden alarak ''-malı -meli''leri öylesine dayatır ki onu dinlemek, bir boyun eğme gibi deneyimlenir. Oysa erteleyen kişi, gereklilik tarafından kontrol edilmeyen, gereklilikleri bekleten kişidir. Kendisi adına seçim yapabildiğini hissetmeye çok gereksinim duyan birisi için erteleme, otonomisini korumanın bir yolu olabilir.