Narsisizmin Kolektif Anlamı Üzerine
3/6/20262 min read


Narsisistik dinamiklerin sosyal medyada popüler bir günah keçisi haline getirilmesi ve ruh sağlığı uzmanları tarafından dahi bir çeşit ‘’kötülük’’ etiketiyle sunulması oldukça sorunludur. Narsisistik dinamikler hepimizde bir derece mevcut olduğu gibi narsisistik yapı da diğer tüm ruhsal yapılar gibi anlaşılmayı bekler. Narsisizmi bir canavar gibi sunmak, toplumda giderek belirginleşen bu dokunun ardındaki varoluşsal kaygıyı anlamamıza engel olur.
Günümüzde narsisizm, sınırların belirsizleştiği, yasanın çözüldüğü bir dünyada benliği bir arada tutmaya yönelik toplumsal bir zırh olarak anlamlandırılabilir. Savaş haberlerini anlık takip edebildiğimiz, yıkıma, işkenceye ve ölüme dair görüntülere isteyerek ya da istemsizce maruz kaldığımız bir dönemdeyiz. Ötekinin acısına dair bilginin "fazla transparan" ve anlık oluşu, ruhsallık üzerinde yoğun bir yük oluşturur. Kendi ruhsal dengemizi koruma çabası, kaçınılmaz olarak başkasının acısına karşı bir duyarsızlığa, bir nevi "duygusal çekilmeye" dönüşebilir. Bu bağlamda narsisistik bir kabuğa çekilmek, aslında dünyanın ağırlığı altında ezilmemek için verilen bir refleks olabilir.
Hukukun ve toplumsal adalet duygusunun zayıfladığı, gücün yasa tanımadığı yönetim biçimlerinin görünür hale geldiği bu düzende "eksik olmak" ruhsallıkta, "ezilen ve kurban olan" tarafına geçmek gibi yankılanabilir. Psikanalitik perspektifte, kendi eksikliğini kabul etmek, olgunlaşmanın ve ötekiyle bağ kurmanın koşuludur. Cinsiyet kimliklerinden etnik azınlıklara kadar her türlü farklılığın suç sayılması, aslında toplumsal bir korkuyu bertaraf etme girişimidir. Toplumlar, kendi içlerindeki "yabancıyı", "zayıfı" veya "farklıyı" dışarıdaki bir düşmana yansıtıp onu yok ederek sahte bir bütünlük hissi yakalamaya çalışırlar.
Öte yandan, ötekinin acısına alınan mesafe, sistematik şiddeti ve adaletsizliği görünmez kılar. Sorgulanmayan güç pekişir ve kendi sesinin yankısını üretmeye devam eder.
