Masumiyet Müzesi - Bir İnceleme

FILM / DIZI / KITAP İNCELEMELERI

2/22/20263 min read

Kemal Basmacı’nın bir aşk hikayesi olarak anlattığı bu hikayeyi, tümgüçlü kontrol ekseninde yeniden okumak mümkün. Tümgüçlü kontrol, bebeklik döneminin belirleyici niteliklerinden biridir. Bebek, edilgen bir konumda, bakım verenlerin insafına kalmış olmanın yarattığı çaresizliğe katlanabilecek kapasiteye henüz sahip değildir. Bu evrede bebeğin zihninde kendi ihtiyaçları adeta memeyi yaratır; dünyayı sadece arzularıyla şekillendirebildiği sanısı hakimdir. Normal gelişimde, bu çaresizlik bir yetişkin tarafından kapsandıkça ve annenin kaçınılmaz gecikmeleriyle bu illüzyon sekteye uğradıkça, bebeğin tümgüçlülük fantezisi yerini gerçeklik ilkesine bırakır. Ancak gelişimin aksadığı durumlarda, tümgüçlü kontrol mekanizması yetişkinliğe de ilkel formunu koruyarak taşınabilir.

Kemal’in ilişkideki hali, Füsun üzerindeki doğrudan tahakkümünü kaybedince, bu kontrol arzusunu nesnelerin dünyasına transfer etmesiyle şekillenir. Kemal için anlam, ancak maddeleştiği ölçüde mevcuttur. Kaybın yarattığı boşluğu bir imgeye veya söze dönüştürebilecek ruhsal donanımdan yoksundur. Kaybı yas tutarak içselleştiremediği için, bu dayanılmaz yokluğu nesneler üzerinden "dondurarak" evcilleştirmeye çalışır.

Sembolizasyon güçlüğünün bir tezahürü olan nişan sahnesi, Sibel’e karşı tutulmayan suçluluğunun ve Füsun’un gözle görülür acısının ötesinde, Kemal için bir zafer anıdır. Kemal o anın içinde, hiçbir arzudan feragat etmediği, eksilmediği ve her şeye aynı anda sahip olduğu bir zirveyi deneyimlemektedir. Ötekilerde açtığı derin yaralar, dışarıya yansıyan "mükemmel resmin" içinde sadece birer teferruattır. Kemal için başkalarının acısı, kendi bütünlüğünü sarsmadığı sürece geçersizdir.

Bu anlamda, biriktirdiği ancak kendi iç dünyasında anlamlılık içerisine oturtamadığı materyal yığını için bir yazarın zihnine sığınması tesadüf değildir. Kemal, elindeki nesne yığınını bir "hikayeye", yani bir yaşantıya dönüştürebilecek anlamı, yazarın kelimeleri aracılığıyla dışarıdan edinir.

Kemal’in tutkulu anlatısının aksine, hikaye boyunca Füsun’un sesini çok az duyarız. Kemal’in perspektifine hapsolmuş olsak da Füsun’un çocukluğundan beri öznelliğinin hiçe sayıldığını ve yetişkinler tarafından erkenden cinselleştirildiğini sezeriz. Füsun, korunamamış oluşunu ailesinin sınıfsal eksikliğine bağlar. Nitekim henüz bir çocuk olan Füsun, aslında bizzat ailesi tarafından bir "vitrin nesnesi" olarak güzellik yarışmalarına götürülmüştür. Ailesi, Füsun’un ruhsallığındaki yankıları hesaba katmayarak, Kemal’in kaynakları üzerinden sınıfsal bir sıçrama yapma umuduyla Kemal’in Füsun’dan çalmasına sessizce izin vermiştir. Füsun’un film yıldızı olma hayali, belki de kendini koruyabilecek güce ve sınıfsal özgürlüğe kavuşma arzusunun bir yansımasıdır.

Füsun’un hikaye boyunca kendi adına seçim yapma çabası trajiktir. Başkalarının arzusuna hizmet eden "güzel bir çocuk-kadın" olarak görülen Füsun, Kemal’le sevişerek belki de ilk kez "arzulanan" değil "arzulayan" konumuna geçmeyi dener. Ancak babasının Feridun’la evliliği uygun görmesi, annesinin Kemal’i beğenmesi ve Kemal’in Füsun’u ne pahasına olursa olsun mülkiyetine geçirme isteği arasında, Füsun’un kendi sesi boğulur. Feridun, Füsun’un bağlantılarıyla kariyerinde ilerlerken, Kemal, Füsun’un eşyalarını çalarak fetişistik bir doyum yaşarken, Füsun’un kendi hayallerinden adım adım uzaklaştırıldığını görürüz. Bu süreçte Füsun, kararlarının başkaları tarafından alındığı bir kafesin içindeki kuş gibidir ve tek çıkışı bu kafesi bütünüyle terk etmekte, yok olmakta bulacaktır.

Ne yazık ki Kemal, Füsun’un özne olabilmek adına haykırdığı bu son çağrısını dahi duymayı başaramayacaktır. Kemal, nesnesini sömürgeleştirme arzusuyla, Füsun’un hayattayken koruduğu özerkliğini onun ölümünden sonra anlatısal bir kuşatmayla yok eder. Füsun’un yaşam öyküsünü kendi zihninin bir uzantısı olarak yeniden kurgulayan Kemal, her nesneye yalnızca kendi fantezi dünyasına hizmet eden anlamlar yükler. Böylece Füsun’un evini bir anma mekanından ziyade, nesne üzerindeki mutlak tahakkümünü sergilediği statik bir müzeye dönüştürür.