Hangimiz Haklıyız?

11/21/20252 min read

Çift, terapi odasına adım atmadan hatta terapistle ilk telefon konuşması gerçekleşmeden önce çift terapisi başlamıştır bile. Partnerlerin zihninde birbirinden farklı ve kesişimleri olan bir terapi ve terapist canlanır. Çiftler bazen terapiyi ‘’kimin haklı olduğuna karar verilecek’’ bir yer, terapisti ise bir hâkim gibi kurgulayabilir. Terapiye başlama kararı verinceye dek geçen çoğu zaman sancılı süreçler düşünüldüğünde, üstelik ortada çift olarak alınması gereken somut bir karar da varsa bu talep elbette anlaşılabilir. Fakat bu fanteziye kulak verildiğinde daha derin bir zorluk açığa çıkabilir.

“Benim kavrayışıma göre evlilik, bir olma ile ayrışma arasındaki gidip gelmenin yarattığı gerilime dayanabilen bir nesne ilişkisi durumudur.” der Fisher. Herkes, ilişki kurmaya yönelik arzular, umutlar taşıdığı gibi; bir ötekiyle ilişkide olmaya dair birtakım korkular da taşır. Bu korkular geçmiş hayal kırıklıklarından, yaralanmalardan, güvensizliklerden kaynaklanabildiği gibi basitçe bir değişim korkusuna da işaret edebilir. Çünkü bizden farklı olanı içeri alabilmek demek, bazen en derinden tutunduğumuz, ilişkilerimizi ve hatta benliğimizi üzerine inşa ettiğimiz inançlarımızı sarsmak demek olabilir. Üstelik, duygular yoğun olduğunda, nesnel gerçeklikle içsel gerçeklik arasındaki sınırlar bulanıklaşır, her iki taraf da tutkuyla kendi gerçekliğinin doğruluğuna ötekini iknaya girişir. Bu belki kişinin partnerine ‘’benim gerçeğime tanıklık et’’ çağrısıdır fakat iki taraf da partnerinin gerçeğini kenara itmiş olduğunu fark etmez. Bu bakış açısıyla bir ‘’fikir ayrılığı’’ gerçek bir ‘’ayrılık’’ olarak deneyimlenebilir. Benim gördüğüm biçimde görmeyen, benim durduğum yerde durmayan, ihtiyaçlarımı karşılamayan partner, erken özlemleri ve korkuları istemeden de olsa canlandıracaktır.

Bu, senkronize olan, uyumlu, simetrik bir karşılığa yönelik görülmek isteyen bir arzudur. Basit bir inatlaşma gibi görülen ‘’sen beni anla’’ ısrarı, belki de bu ‘’tamamıyla uyumlu, anlayışlı ve her arandığında bulunabilecek öteki’’ umudunu bırakmanın zorluğunda karşılığını bulur. Oysa gerçek bir öteki, farklı deneyimleri, arzuları, kırılganlıkları, yetersizlikleri düşünülmeden hayal edilebilir mi? Çünkü diğer tarafta da aynı beklentiyle anlaşılmayı, yatışmayı bekleyen başka arzular içten içe tütmektedir.

Partnerin bize anlamsız gelen talep ve rahatsızlıklarına bakabilmek, ilişkide farklılığa yer açabilmek, onun ihtiyacının varlığı bizimkilerin karşılanmasına tehdit oluştururken de merak etmeye devam edebilmek bu anlamda belirsizliğe ve ayrılığa tahammül edebilmektir. Aynı yöne bakarken bambaşka bir manzara görüyoruzdur ve bu ayrılığın içinde merakımızı koruyarak kalmaya devam edebilirsek belki zaman içinde partnerimizin manzarasının kendi çukurlarımıza, tümseklerimize, karanlığımıza ve ışığımıza dair söylediklerini duymaya başlayabiliriz.